28 Nisan 2016 Perşembe

Ayşe'nin tiramisu tarifi

Merhabalar, 
Haftalar çok hızlı geçiyor. Perşembe oldu bile bakın yine. Salı akşamı hem tsm koruma vardı,  sonrasında da zarar zor tiyatroya yetiştik.  Nisan ayında Bursa Nilüfer Belediye'sinin Tiyatro Festivali oldu-bugün son günü.  Çok güzel oyunlar geldi. Biz bu hafta "Don Kişot'un bilinmedik serüvenine" geçen hafta da ablamlarla "Hamlet"'e gittik. Biletlerin çoğu satışa çıkar çıkmaz tükenmiş. İkisi de güzeldi ama "Hamlet" bence çok başarılıydı. Bu tiyatro festivali her iki sene de bir yapılıyormuş ama buradan ilgilenen duyuru halk her sene istiyor. :) 

Sözü uzatmadan tiramisuya gelelim: 
Size paylaşacağımı söylediğim tiramisuyu artık paylaşma vakti geldi.  

Malzemeler:
Kreması için:
1 yumurta
3 fincan toz şeker
3 fincan un
2.5 su bardağı süt 

Diğer malzemeler:
1 su bardağı ılık su
1 yemek kaşığı nescafe
1 yemek kaşığı Türk kahvesi
1 adet pastaban  (ben kakao sevmediğim için sade alıyorum.  )
1 paket labne peyniri

Yapılışı :
Öncelikle bir tencerede yumurta ve şekeri güzelce çırpın.  Sonrasında içine sütü ekleyin. Ocağın altını yakın ve içine unu atarak karıştırmaya devam edin.  Bir süre sonra yoğunlaşmaya başlayacak. Yoğunlaştığında altını kapatın biraz soğuduktan sonra da içine labne peynirini ekleyin ve homojen oluncaya kadar karıştırın. 

Pastabanın tabanını ılık suda erittiğiniz nescafeyle bir kaşık yardımıyla yeterince ıslatın. Ara kata kremanın  yarısını spatula ile düzelterek sürün. Sonra ıslatma işlemini üst parça için de yapın. Onu da alt kısmın üzerine kapatın ve son kalan kremayı tiramisunun üzerine ve yanlarına eşit olarak dağıtın.  Ben Türk kahveli olarak seviyorum tiramisuyu üzerine kakao yerine Türk kahvesini çay süzgeci ile her tarafına dağıtıp tiramisuyu bitiriyoruz. 

Sonra bir süre dolapta soğutup afiyetle yiyebilirsiniz. 
Ben en son babamın doğum gününde yaptım.  Çok pratik ve yapması yarım saati bulmuyor. Herkese denemesini tavsiye ediyorum.

Sevgiyle kalın,  hoşça kalın. 


Not: Bursa'da olan terör olaylarını şiddetle kınıyorum. İnsanların içine korkuyu salmaya çalışıyorlar.  İnsan nasıl bir zihniyetle canlı bomba olur, hem kendi hem başkalarının canına kıymaya kalkar? Aklım hayalim almıyor bunu. Aydınlık günler diliyorum hepimiz için, insanların birbirini öldürdüğü değil sahip çıktığı koruyup kolladığı bir dünya diliyorum. 







25 Nisan 2016 Pazartesi

Haftanın Sonu

Bu hafta sonu hem düğün hem de babamın doğum günü vesilesi ile Bergama'daydık. Cumartesi sabahı güzel bir kahvaltının ardından annem, ben ve Erkan beraber Bergama'nın tarihi yerlerini gezdik. Kaleye çıktık, Bergama Ticaret Odası'nın tarihi binasını gezdik. Eski sokakları geze geze annemin dayısını ve yengesini ziyarete gittik. Ben de fırsat bu fırsat bol bol fotoğraf çektim. Memleket gibisi var mı? Bergama'yı nasıl da özlemişim!


                                                Zeus sunağı maketi



Eski Bergama evleri




Cumartesi akşamı 11 Fen A'dan bir arkadaşım daha evlendi: Selim. Buradan da bir ömür boyu mutluluklar diliyorum ona ve eşi Merve'ye. Düğün Dikili'deydi, biraz erken gidip sahilde gün batımının tadını çıkardık.



Pazar günü babamın doğum günüydü, ona doğum günü pastası olarak tiramisu yaptım. Çok kolay yapılan bu tiramisunun tarifi çok yakında blogta!

Sevgiler, güzel bir hafta olsun.

10 Nisan 2016 Pazar

Gezelim Görelim: Gölyazı Bursa

Bursa'da gezilip görülecek yerleri araştırırsanız kuşkusuz bunlardan birinin Uluabat Gölü-Gölyazı kasabası olacağını göreceksiniz. Bu Pazar günü Erkan, annem, babam ve teyzemle beraber Gölyazı'ya gittik. Gölyazı'ya Bursa Nilüfer'den arabayla yarım saat gibi bir sürede ulaştık. Bursa-İzmir yolu üzerinde, Bursa'dan giderseniz Görükle'den sonraki bir yerleşim yeri. 

Uluabat Gölü manzarasının yanında, Gölyazı, tarihi "Ağlayan Çınar", "Aziz Panteleimon Kilisesi", direk tepelerinde görebileceğiniz leylekleri ile ünlü. Gölyazı sapağına girdikten sonra yol boyunca hep incir ve zeytin ağaçları eşlik ediyor size. Oraya vardığımızda araçla kasaba içine almadılar, ücretsiz servisler kalkıyormuş şehir merkezine. Kısa bir otobüs yolculuğundan sonra yine yola düştük. Yol boyunca kahvaltı için çok yer var, ama biz göl manzaralı bir yer bulalım diye yürüdük. 

Semt sakinleri evlerini işletmeye dönüştürmüşler. Ev bahçelerine bir sac koyup gözleme açıp pişiriyorlar.  Bir kaç küçük masa atıp evlerine misafir ediyorlar turistleri. Biz de göl kenarında çınarların altında masalar atmış, tuğla yapım bir evde kahvaltıya oturduk. Teyze yufka açıyor, eşi de gözlemeleri pişiriyordu. Tam bir imece! İnanılmaz misafirperverdi köylü teyzeler, müşteri değil de evine gelen bir misafiri ağırlıyor gibiler.

Ablam ve Onur abi de biz oturduktan sonra geldiler, beraber gözleme ve kahvaltılık peynir, zeytin vs. ısmarladık. İki çaydanlık çayı da devirdikten sonra, yürüyüşe geçtik. Önce "Ağlayan Çınar'ı gördük, gölün kenarında 750 yıllık bir çınar! Sonra da köprüden ada şeklindeki Halilbey adası kısmına geçtik.  

Burada da direk tepelerinde kocaman yuva yapmış leylekler ilgimizi çekti. Biraz araştırdığımda buranın leyleklerin Manyas Gölü'nden bol balık olduğu için geldikleri bir nokta olduğunu öğrendim. Hakikaten köy bir balıkçı kasabası olduğunu adım başı balıkçıları, balık restoranları ve göl kıyısı evlerinin önündeki ve limandaki kayıkları ile hissettiriyor.

Evlerin hepsi çok eski evlerdi, restore edilseler iyi olacak görünüyor. Çoğunun dışı sıvasız ve çaprazlama konulmuş tuğlalarla yapılmış. Göl içinde ağaç manzaraları çok güzel. İsterseniz 15 TL'ye tekne ile göl turu yapabiliyorsunuz.

Aziz Panteleimon kilisesi de artık kilise olarak kullanılmıyormuş, içi çok sade bir kiliseydi. Artık kültür merkezi yapılmış. Hemen yanında da "Göl Yazıevi" vardı. Bana çok ilginç ve hoş geldi buranın kullanım amacı. Yazar ve çevirmenler için gelip burada sakin ve dingin bir ortamda konaklamaları ve yazı yazmaları için yapılmış bir konuk evi.

Bursa'nın zenginlikleri keşfetmekle bitmiyor, yolunuz Bursa'ya düşerse mutlaka Gölyazı'ya gitmenizi tavsiye ederim. 

Güzel bir hafta diliyorum, görüşmek üzere,

Leyleklerin Evi




Ev önü gözlemeciler


Kilise







5 Nisan 2016 Salı

67 milyon ağaç diken adam!

Selamlar,

Yaklaşık 3 hafta önce "Hürriyet" gazetesinin Cumartesi ekinde Ayşe Arman'ın çok güzel bir yazısını okudum ve bunu siz sevgili okuyucularımla paylaşmayı istedim. Yazı, müthiş, hayran olunası bir adamla ilgiliydi: "Jacques Rocher" 

Eğer organik kozmetik ürünleri ile ilgileniyorsunuz ya da yolunuz avm'lerden geçiyorsa mutlaka "Yves Rocher" mağazalarını biliyorsunuzdur. Jacques Rocher da Yves Rocher'un oğlu. Bu yazıyı okuyana kadar ben de bu şirket ve onu kuran aile hakkında derin bir bilgi sahibi değildim. Şimdi dinleyin:

Jacques Rocher şu ana kadar 5 kıtada 67 milyon ağaç dikmiş. Ağaçları çok seviyor. Hayatının dönüm noktası Nobel Barış ödülü sahibi Wangari Maathai ile tanışması olmuş. 2004 yılında sürdürülebilir kalkınma, demokrasi ve barışa olan katkılarından dolayı Nobel barış ödülü alan ilk Afrikalı kadın Wangari. Jacques Rocher onunla 2007 yılında tanıştığında ona 1 milyon araç dikme sözü veriyor. Bunu gerçekleştirdikten sonra da durmuyor. 

"Gezegenimiz için Ağaç Dikelim." kampanyası ile ağaç dikerek gezegenimiz adına bir şeyler yapmayı istiyor, taşın altına elini koyuyor. 

Doğayla sevgisi bu kadarla da bitmiyor, ağaçlarla konuşuyor ve onların enerji verdiğine ve bilgeliğine inanıyor. Dünyanın bir geçiş yeri olduğuna inandığı için de herhalde dünyada bir iz bırakmak, insanlık için bir şeyler yapmak adına bu güzel işleri yapıyor. 2001 yılından beri de "Toprağın Kadınları" adında bir kampanya ile toprağa sahip çıkan, doğayı koruyucu projeleri olan kadınları destekliyor. Türkiye'de de "Nimri'de yeniden hayat" projesi ile ilk defa bir Türk kadın bu ödülü almış.

Bitirmeden hoşuma giden bir şeyi daha anlatmadan geçemeyeceğim: babasının da ilk bu işi kurarken asıl amacı para kazanmaktan çok, köyünde istihdam yaratmak ve Paris'e olan gidişi azaltmakmış. Ben bu aileye hayran kaldım. Bir fidan deyip geçmemek lazım, kendi adıma da bu yazıdan çok dersler çıkardım. Bir fidan için bile ne olacak dememek lazım. Evrende bir iz bırakmak istiyorsak, doğa için, insanlık için bir şeyler yapmak lazım. Küçük ya da büyük. Diktiğiniz bir ağaç yıllar sonra bir çocuk gölgesinde dinlenirken anlam kazanacaktır. Bu çöpleri ayrıştırmak ve geri dönüşüme göndermek gibi küçük bir adım da olabilir. Su kaynaklarını temiz tutmaya yönelik bir şeyler yapmak da. 

Son söz, son dönemlerde kentsel dönüşüm kapsamında beton yığınlarına dönüşen, ağaçları kesilerek kanatılan kentlerimiz gittikçe tarihi dokularını kaybederek "aynılaşır ve ruhsuzlaşırken" böyle insanların önünde saygıyla eğiliyorum. Helal olsun Jacques Rocher!

Ben gazateden okumuştum ama yazının aslını da sizin için buldum. Merak edenler bu linkten ulaşabilir.

Sevgiler, doğayla kalın!



  



3 Nisan 2016 Pazar

Güzel Bir Hafta Sonu

Bu hafta sonu mutlu olmak için çok sebebim vardı. Öncelikle annem ve babam bize geldiler. Ve bu hafta sonu şansımıza hava muhteşemdi.

Bahar gerçek anlamıyla Bursa'ya bu hafta sonu geldi, hem havalar ısındı, hem güneşli bir hava vardı. Kuşların cıvıltıları bir yanda, çiçek açmış ağaçlar ve uyanan doğa bir yanda... Ressamın çizdiği en güzel resim gibiydi. 

Cumartesi daimi vazifemizi yapıp pazara gittik. Pazarları çok sevdiğimi artık zaten siz de biliyorsunuz. Hazır havaların düzelmesi ile artık tüm sebze ve meyveler aynı anda pazarda bulunuyor. Çilek de var, muz da, portakal da, elma da. Alıp da dolapta bozulmasın diye her şeyden azar azar aldım. Bir sürü şeyi çöpe attıktan sonra artık daha ölçülü sebze meyve alışverişi yapmaya çalışıyorum. Her türlü israfa karşıyım.

Bugün de Kozahan'a gittik. İki Pazar önce açık değildi, ama bahar şansı sanırım açık denk geldi. Kozahan, 1491'de II. Bayezid döneminde yaptırılmış bir han. Zaten görür görmez tarihin içine girdiğinizi hissediyorsunuz. İsmini eskiden ipek kozalarının satışının yapıldığı bir yer olmaktan alıyor. Şu anki halinde de ipek şal, eşarpların, hediyelik eşyaların satıldığı aynı zamanda oturup bir çay, dibek kahvesi içebileceğiniz bir yer. Tarihi yerleri seviyorsanız  ve yolunuz Bursa'ya düşerse dostlarınızla, ailenizle bir kahve içip sohbet edeceğiniz güzel bir yer. Kozahan'la ilgili bilgi almak isterseniz buraya başvurabilirsiniz.






Bunlar da sıcak bir Cumartesi gününden bahar sevinci kareleri.
Nilüfer'den sevgiler, güzel bir hafta olsun, güneşimiz bol olsun.




Fırında Sütlaç Tarifi

Merhabalar, Şu sıralar doğum izninden dolayı evde olduğumdan dolayı yemek yemeye ve yapmaya sardım. Normalde işe giderken yemek yapmak ...